Nickiniz
Şifre
   Şifreniz yoksa boş bırakınız.
 
 

Kurtlar Vadisi Pusu 69.Bölüm Fragmanı İzle

Ekim 30, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: İzleyelim 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun – Özel Klip

Ekim 29, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: İzleyelim 

29 ekim Cumhuriyet Bayramına Özel Klip İzle

Saç Dökülmesini Önlemek İçin Neler Yapmalıyız

Ekim 29, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Sağlık 

Saçlarınızı yıpratmamaya özen gösterin. Kesinlikle fırça, sık dişli tarak kullanmamaya özen gösterin. Islaklığı usulca havlu ile giderin. Saç kurutma makinası ve saç ısıtma makinesi kullanmayın. Hatta bırakın kendiliğinden kurusun. Kurulamaya mecbursanız düşük sıcaklıkta kurulama yapın. Islak saçlarınızı taramaktan kaçınınız ki kırılmasın.

Biyotinli soya türünden yiyeceklerle beslenmeye özen gösterin. Biyotin saç sağlığınız ve canlı saç derisi için gereklidir. Bazı erkeklerin saç dökülmesi sorununa çözüm olabilmektedir. Biyotin içeren besinler; mercimek, pirinç, bulgur, fasulye, ceviz, soya, ayçiçeği, yulaf’tır.

Saçın dökülmesine neden olan bakteri ve mineralleri etkisiz hale getiren etkili yağ çay ağacı yağıdır. Çay ağacı yağı kafanın heryerine 10 damla şeklinde dağıtılarak uygulanır, akabinde zeytinyağlı sabunla yıkanır ve durulanır.

Keskin diyarlerden uzak durunuz. Yeterli beslenememeniz saç sağlığınız için olumsuz bir etkendir.

Silizyum ve Biyotin içerikli saç ürünlerini kullanmaya özen gösteriniz. C vitamini, E vitamini ve jojoba yağı da saç için önem arzetmektedir. Papatya, kadife çiçeği, ginsenng ve çarkıfelek çiçeği saçlarınızın canlı ve parlak görünmesine katkıda bulunacaktır.

Özellikle soya gruplarını barındıran yiyecekleri tüketmeye özen gösteriniz. Soya taneleri, tempeh, tofu beslenme alışkanlığınızda yer etmelidir. Soya içerikli yiyecekler saç dökülmesini tetikleyen dihidrotestesteron hormonununu etkisini azaltarak dökülmeyi engeller.

Salmonella enfeksiyonu riskinden dolayı çiğ yumurta yememeye özen gösteriniz.

Saç derinize masaj yapmanız kafa derisindeki kan dolaşımını arttırıp saç köklarinizin beslenmesini sağlayacaktır. Bu da dökülmeyi önleyecek ve saçlarınızın parlak ve canlı görünmesini sağlayacaktır. Fazla oranda A vitamini alınması saç dökülmesini hızlandırır. A vitamini ihtiyacınızı Beta Carotenle giderebilirsiniz.

Ada çayı ve Elma sikesi ile saçlarınızı durulamanız saçınızın çanllılığına katkısı olacaktır.

Silisyum barındıran at kuyruğu saçınızın sağlıklı olmasını sağlayacaktır.Ginko bilola kan dolaşımını hızlandırdığı için saçınızın beslenmesini sağlayacaktır.

Yeşil çay, saw palmetto, ısırgan saç dökülmesini engelleyen mineralleri barıındırır.

Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi, nişastanın ise az tüketilmesi gerekir.

Güneş saçlarınıza zararlıdır. Ayrıca deniz suyu da saçlarınıza zararlıdır. Uzak durmaya özen gösteriniz.

Aşırı spor ve diyet kısırlık nedeni

Ekim 29, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Sağlık 

Kadınların uyguladıkları ağır diyet vespor programlarının kısırlığa yol açabileceği belirtildi.

Kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirten uzmanlar, kısırlığın gelecek yıllarda 2 katına çıkacağının tahmin edildiğini kaydediyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, aşırı zayıflığın da aşırı şişmanlıkta olduğu gibi kısırlığa yol açabileceğini belirterek, kadınları, spor ve diyet yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı.

Türkiye’de gebe kalmadan önce kadınların muayeneden geçme alışkanlığı olmadığını kaydeden Yaralı, gebe kalmanın planlanması gerektiğini vurguladı. Planlama sayesinde Hepatit B aşılarının tamamlanabileceğini, vücudun ihtiyaç duyduğu folik asit gibi vitamin takviyesinin yapılacağını, şeker hastalığının kontrol edilebileceğini bildiren Yaralı, bu sayede gebeliğin sağlıklı olacağını kaydetti.

Kadınların, son yıllarda uyguladığı ağır diyet ve spor programlarının bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiğini söyleyen Yaralı, bunun hormonları olumsuz yönde etkilediğini ve adet düzensizliklerine yol açtığını söyledi.

“SPOR YAPALIM DERKEN KISIR KALMAYIN”
Yaralı, “Kadınlar spor yapalım derken haftada 40 kilometre koşarak, vücutlarındaki yağ oranını düşürüyor, daha sonra hamile kalmakta zorlanıyorlar” diye konuştu. Yaralı, kısırlığın gelecek yıllarda 2 katına çıkacağının tahmin edildiğini ifade etti.

Kısırlık için bir diğer olumsuz faktörün ise şişmanlık olduğunu söyleyen Yaralı, obezitenin ve aşırı yağlanmanın da kadın bünyesinde tahribata yol açtığını dile getirdi. Yaralı, “hamilelikte az kilo alma modasının sakıncalı” olduğunu da vurgulayarak, hamilelikte en az 8, en fazla 20 kilo alınmasının ideal olduğunu kaydetti.

HAMİLELERE SICAK UYARISI
Hamileliklerini sıcak günlerde geçirenlere de önerilerde bulunan Prof. Dr. Yaralı, hamilelerin sıcak havalarda dışarıda gezmemeleri, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmamaları gerektiğini söyledi.

Hamileliğin özellikle ilerleyen aylarında topuklu ayakkabı ve dar kıyafetlerin giyilmemesini öneren Yaralı, bu tür kıyafetlerin yaz aylarında bunaltıcı olacağını belirtti. Yaralı, hamilelerin doktora danışmadan güneş yağı kullanmamalarını da istedi.

Hamilelerin yaz aylarında süt yerine yoğurt, ayran ve peynir ağırlıklı beslenmelerinin daha uygun olduğunu söyleyen Yaralı, hamilelerin deniz ürünlerinde de seçici davranmalarını ve kabuklu deniz ürünlerini tüketmemelerini önerdi.

Hamilelere yapılacak egzersizlerde yüzmeyi tercih etmelerini tavsiye eden Prof. Dr. Hakan Yaralı, burada da havuz yerine denize girilmesinin önemli olduğuna işaret etti.

Anne ve Anne Adaylarına Uyarılar

Ekim 29, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Kadın 

Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruyor.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bebek ve çocuk sağlığına yönelik sürdürülen programların, ailelerin aktif katılımı ve desteği ile başarılı olacağını belirterek, “Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocuklarımızı ölümlere yol açan bir çok hastalıktan korumaktadır” dedi.

Sağlık Bakanı Akdağ, yaptığı yazılı açıklamada, bebeklerin sağlıklı olarak dünyaya gelmeleri ve yaşamlarını yine sağlıklı olarak sürdürmeleri için Sağlık Bakanlığı’nca başlatılan ve sürdürülen programlar hakkında bilgi verdi, anne adaylarına uyarılarda bulundu.

Türkiye’de bebek ve çocuk ölümlerinin önemli bir bölümünün, korunabilir hastalıklar sonucu gerçekleştiğini ifade eden Akdağ, anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolünün, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruduğunu kaydetti.

Çocuk sağlığı konusunda gerçek bir değişimin, ancak ulusal ve uluslararası politikaların kararlı ve sürekli olmasıyla sağlanabildiğini belirten Akdağ, gelecek kuşakların daha sağlıklı olması için anne, bebek ve çocuklara yönelik sağlık hizmetlerinin en üst düzeyde sunulması gerektiği bildirdi. Akdağ, bu nedenle, Dünya Sağlık Günü’nün 2005 yılı temasının, “Her Anne ve Çocuk Değerlidir” olarak belirlendiğini belirterek, hamile tüm bayanların gebelikleri süresince hekim kontrolünde olmaları ve doğumlarını bir sağlık kuruluşunda yapmalarının, anne ve doğacak bebeğin sağlığı açısından çok önemli olduğunu vurguladı. Akdağ, şunları kaydetti:

“Gebelik süresince, anne adayının bir sağlık personeli tarafındandüzenli olarak izlenmesi, anne ve doğacak bebeğin yaşamını olumsuz etkileyebilecek sorunlar için önlem alınmasını sağlamaktadır. Hamilelik süresince düzenli olarak yapılan hekim kontrolüyle, bebeğin anne karnında oksijensiz kalması, erken doğum, annenin gebelik zehirlenmesi ve ‘düşük doğum ağırlıklı’ bebek doğumu gibi anne ve bebeği etkileyen hastalık ve durumlar önceden fark edilerek önlem alınabilir.”

Akdağ, bebeklerin doğum sonrasında da düzenli hekim kontrolünde olmalarının, sağlıklı gelişimleri açısından çok önemli olduğunu, bebekve çocuklarda ölümlere yol açan bir çok hastalığın, düzenli hekim kontrolünde ve erken teşhisle önlenebildiğini bildirdi.

ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI
Anne sütünün içerdiği yüze yakın yararlı maddeyle, bebekler için ilk 6 ay mükemmel tek besin olduğunun altını çizen Akdağ, anne sütüylebeslenen bebeklerin hastalıklara karşı daha dirençli olduklarını dile getirdi. Emzirmenin son derece sağlıklı ve doğal bir yöntem olduğuna işaret eden Akdağ, şöyle devam etti:
“Her hamile bayanın vücudunda, hamilelik süresinde bebeğini emzirebilmesi için gerekli değişimler olmaktadır. Bu yüzden her anne emzirme yeteneğine sahiptir. Önemli olan bu yeteneği uygun şekilde kullanabilmektir. Loğusalık döneminde sütün bol şekilde gelmesi için; annenin bebeğini sık sık emzirmesi ve bol miktarda sıvı tüketmesi gerekmektedir. Emzirmede en rahat pozisyon seçilmeli, bebeğin baş ve gövdesi tam olarak anneye dönük olmalıdır. Emzirme meme başından değil, meme başı çevresindeki koyu renkli kısmı kaplayacak şekilde yaptırılmalıdır. Anne sütü, bebeklerin normal büyümesi ve gelişimini sağlayacak en ideal yapıdadır. Hiçbir yiyecek ve içecek anne sütünün yerini tutamaz.Anne sütüyle beslenen bebeklerde; ishal, kulak enfeksiyonları, astım, alerjik ve solunum sistemi hastalıkları çok daha az görülür. Anne sütüayrıca bebekleri bakteriyel menenjite karşı korur ve içerdiği yararlı maddelerle bebeklerin bağışıklık sistemlerinin gelişimini kolaylaştırır.”

BEBEK VE ÇOCUKLARA YÖNELİK AŞI FAALİYETLERİ
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, BCG verem, çocuk felci, difteri-boğmaca-tetanos karma aşısı, kızamık ve hepatit B aşılarının tamamının sağlık ocakları ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde ücretsiz yapıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Bakanlık olarak bebek ve çocuklarımız için uyguladığımız aşılamatakvimine göre; aileler bebekleri doğar doğmaz hepatit B, iki ay dolunca BCG verem, difteri- boğmaca-tetanos karma aşısı, ağızdan çocukfelci aşısı, hepatit B, üç ve dört ay dolunca, difteri-boğmaca-tetanoskarma ile ağızdan çocuk felci aşısı, dokuz ay dolunca kızamık ve hepatit B, 16-18 ay dolunca yine difteri-boğmaca-tetanos karma aşısı ile ağızdan çocuk felci pekiştirme dozunu ücretsiz yaptırabilmektedir. Okul dönemi çocuklar için ilköğretim birinci sınıfta ‘erişkin tipidifteri dozu’ içeren tetanos-difteri aşısı, ağızdan çocuk felci, kızamık ve verem aşıları uygulanmaktadır.”

Gözler Neden Renklidir

Ekim 26, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Genel Kültür 

İnsanların gözlerinin sadece iris denilen orta tabakası renklidir. İrisin ortasında göz bebeği vardır ve ışık bu açıklıktan içeri girerek gözün arkasına geçer. Saydam tabakanın arkasında yer alan iris, kaslar sayesinde, gelen ışık miktarına göre göz bebeğinin boyutlarını değiştirir.

İrisin renkli olmasının sebebi içindeki pigmentlerdir. İris renksiz olsaydı gözümüze gelen ışık içerden tekrar dışarı yansıyarak görüşümüzü bozardı. Renkli olması nedeniyle bu yansımayı önler veya en aza indirir. Gözün renginin görme fonksiyonuyla alakası yoktur. Yansımayı önleme görevi için mavi olmuş, kahverengi olmuş fark etmez.

İrise rengini veren ‘melanin’ denilen bir pigmenttir. Pigmentlerin iris hücrelerinde dağılışları gözün rengini belirler. Eğer bir gözde bunların sayısı çoksa gözün rengi kahverengi, azsa mavi olur. Yeşil gözleri koyu bir zemin üzerindeki yağlı pigmentlerin sarımtırak noktalan oluştururlar. Yeşil göz hayranları için bu renge yağın sebep olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olmalı.

Koyu renk saçlı ve derili insanların vücutları daha çok melanin ürettikleri için gözleri de genellikle kahverengidir. Açık tenlilerin gözleri ise melanin azlığından mavi veya yeşil olur. Ancak unutulmamalı ki göz renginde kalıtım ve genler çok önemli rol oynarlar. Koyu renkli bir insan yedi göbek gerideki mavi gözlü bir büyüğünün göz rengini alabilir.

Göz renginin göze giren ve retinaya ulaşan ışık miktarı ile bir ilgisi olmadığı gibi görüş kapasitesi üzerinde de etkisi yoktur. Melanin eksikliği olan ve ‘albino’ diye adlandırılan beyaz saçlı, kirpikli hastaların gözleri ışığa çok hassastırlar. Buradan melaninin gözde ışığa karşı bir koruma işlevi yürüttüğü de anlaşılıyor.

Doğdukları zaman bebeklerin gözleri mavi veya laciverttir. Bunun sebebi vücutlarının henüz yeterli pigment üretmeye başlamamış olması ve irisin moleküler yapısı nedeniyle sadece mavi rengi yansıtmasıdır. Bu durum birkaç ay içinde değişir, melanin üretimi ile beraber bebekler ömür boyu sahip olacakları göz rengine kavuşurlar.

Bazı insanların göz renkleri ortada bir sebep yokken değişebilir. Bilimsel olarak göz renkleri maviden kahverengiye 15 dereceye ayrılır. Araştırmacılara göre Kafkasya kökenli yetişkinlerin yüzde 10-15′inin göz renklerinde sonradan değişim görülüyormuş ama 15 derecelik skalada 3 dereceyi geçmediği için çok belirgin bir renk farkı oluşmuyormuş.

İki gözün farklı renklerde olması, kedi ve köpeklerin bazı türlerinde yaygınken insanlarda çok nadir görülür. Genellikle genetik kökenlidir ve görüş kapasitesini etkilemez. Tarihte Büyük İskender’in gözlerinin de farklı renklerde olduğu rivayet edilir. Aynı renkteki gözlerden birinin sonradan farklı renge dönüşmesi ise çok ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

Kağıt Paranın Tarihçesi

Ekim 26, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Genel Kültür 

Kağıt Paranin Tarihcesi

Para icat edilmeden once, deniz kabugundan kiymetli metallere kadar cesitli mallar degisim araci olarak kullanilmistir. Tarihi kayitlara gore, M.Ö. 118 yilinda Çinliler deri para kullanmislardir. İlk kağıt para ise M.S. 806 yilinda yine Çin’de ortaya cikmistir.

Batida kağıt paralarin basilmasi ve kullanilmasi 17 nci yuzyilin sonlarina rastlamaktadir. İlk kağıt paranin 1690’li yillarda Amerika Birlesik Devletleri’nde Massechusetts Hukumeti, İngiltere’de ise “Goldsmiths” ler tarafindan basildigi ve dolasima cikarildigi, 1694 yilinda İngiliz Merkez Bankasi ve daha sonra diger ulke merkez bankalarinin kurulmasi ile de yayginlastigi gorulmektedir.

KONUYU BİRAZ DAHA AÇARSAK BAŞKA KAYNAĞA GÖRE :

Lidyalılar zamanında icat edilen para, ister madeni İster banknot olsun, İnsan hayatına damgasını vuran en önemli sembollerden biri.

Para kağıt icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetlii metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanıldı. Tarihteki ilk madeni para basımı I.Ö. VII. yy’ da Anadolu’ da Lidyalılar tarafından gerçekleştirildi. Dünyanın ilk büyük darphanesi Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane’ de kuruldu. M.Ö. 118 yılında deri para kullanan Çinliler, İv 806 yılında da ilk kağıt icat parayı yaptılar Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17. yy sonlarına rastlıyor. İlk kağıt icat para’nın 1690′ lı yıllarda ABD ve İngiltere hükümetleri tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı biliniyor. Osmanlı İmparatorluğunda ilk i kağıt paralar idari, sosyal ve yasal reformların gündeme geldiği Tanzimat Döneminde tedavüle çıkarıldı. İlk Osmanlı Banknotları Abdülmecit tarafından 1840 yılında “Kaime-i Nakdıye-i Mutebere” adıyla, bugünkü dille “Para Yerine Geçen Kağıt”, bir anlamda para olmaktan çok faiz getirili borç senedi veya hazine bonosu niteliğinde düzenlendi. Matbaada basılmayan ve elle yapılan bu paraların her birine resmi mühür vurulurdu Osmanlı Yönetimi, 1842 yılından itibaren de matbaada para basmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında da 1915 yılından itibaren altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek dört yıl boyunca , yedi tertipte toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkarttı Bu banknotlar “evrak-ı nakdiye” adı altında türkiye Cumhuriyeti’ ne intikal etti ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kağıt para bastırılma-dığından 1927 yılının sonuna kadar tedavülde kaldı.

Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında yine Çin?de ortaya çıkmıştır.

Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690?lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri?nde Massechusetts Hükümeti, İngiltere’de ise “Goldsmiths” ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir.

A) Osmanlı İmparatorluğunda Kağıt Para

1) Kaime
Osmanlı İmparatorluğu?nda ilk banknotlar idari, sosyal ve yasal reformların gündeme geldiği tanzimat döneminde tedavüle çıkarılmıştır. Banknotlar bu dönemde esas olarak reformların finanse edilmesi amacıyla basılmıştır.
İlk Osmanlı banknotları Abdülmecit tarafından 1840 yılında ?Kaime-i Nakdiye-i Mutebere? adıyla, bugünkü dille ?Para Yerine Geçen Kağıt?, bir anlamda para olmaktan çok faiz getirili borç senedi veya hazine bonosu niteliğinde olmak üzere çıkarılmıştır. Bu paralar matbaa baskısı olmayıp, elle yapılmış ve her birine de resmi mühür basılmıştır. Kaimelerin zaman içerisinde taklidinin kolayca yapılması ve kağıt paraya olan güvenin azalması nedeniyle 1842 yılından itibaren matbaada bastırılmasına başlanarak, el yapımı olanlarla değişimi sağlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu?nda 1862 yılına kadar çeşitli şekil ve miktarlarda kaime ihraç edilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu?nda, 1856 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan Osmanlı Bankası ?Bank-ı Osmani?, 1863 yılında Fransız ve İngiliz ortaklığında ?Bank-ı Osmanii Şahane? adıyla bir devlet bankası niteliğini kazanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu?nun sık sık Avrupa piyasalarından borçlanmak zorunda kaldığı dönemlerde İngiltere ve Fransa, devletten ziyade, kendi idaresi altındaki bu bankaya güven duymuş ve mali ilişkilerini bu banka kanalıyla yürütmeyi tercih etmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlı Bankası?na hükümetin hiç bir biçimde kağıt para basmayacağı ve başka bir kuruma da bastırmayacağı taahhüdünde bulunarak, 30 yıl süre ile kağıt para ihracı imtiyazını vermiştir. Osmanlı Bankası ilk olarak 1863 yılında, istendiğinde altına çevrilmek üzere, Maliye Nezareti ve kendi mühürlerini taşıyan banknotları tedavüle çıkarmış, 1863-1914 yılları arasında da çeşitli şekil ve miktarlarda banknot ihraç etmiştir.
Yukarıda belirtilen taahhüt verilmekle birlikte, Osmanlı yönetimi Osmanlı Bankası ile anlaşarak, halk arasında “93 Harbi” olarak bilinen 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, savaş masraflarını karşılayabilmek amacıyla kaime ihraç etmiştir.

2) Evrak-ı Nakdiye
Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Bankası hükümetin avans ve banknot ihraç isteğini geri çevirmiştir. Osmanlı Bankası?nın savaş döneminde banknot ihraç ayrıcalığını kullanmayacağını açıklaması üzerine Osmanlı yönetimi, 1915 yılından itibaren altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek dört yıl boyunca, yedi tertipte toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkarmıştır. Bu banknotlar ?evrak-ı nakdiye? adı altında türkiye Cumhuriyeti?ne intikal etmiştir.

B) Cumhuriyet Dönemi Banknotları

Osmanlı İmparatorluğu?ndan intikal eden evrak-ı nakdiyeler, Cumhuriyetin ilk yıllarında para bastırılamadığından, 1927 yılı sonuna kadar tedavülde kalmıştır.
Bir devletin egemenlik ve bağımsızlık sembolü olması nedeniyle, türkiye Büyük Millet Meclisi?nde, 30 Aralık 1925 tarih ve 701 Sayılı ?Mevcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun? kabul edilerek ilk Türk banknotlarının bastırılmasına karar verilmiştir. Bu kanun ile, mevcut evrak-ı nakdiyenin aynı nitelik ve miktarda kağıt para ile değiştirilmesi esas alınıp, paranın şekli ve basılıp değiştirilmesi gibi konuları düzenlemek üzere, Maliye Vekaleti?nden bir temsilcininin başkanlığında Ziraat, Osmanlı, İtibar-ı Milli, İş, Akhisar, Tütüncüler ve Akşehir bankaları ile türkiye?de faaliyet gösteren diğer başlıca bankaların birer temsilcisinden oluşan bir komisyonun görevlendirilmesi hükme bağlanmıştır.

1) Birinci Emisyon (E1) Grubu Banknotlar
Dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda başkanlığındaki komisyon 9 aylık bir çalışma sonunda 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 liralık kupürlerden oluşan Birinci Emisyon Grubu banknotların basılması kararını almış ve basım işi, bir İngiliz firması olan Thomas De La Rue?ya verilmiştir. Bu banknotlar, filigranlı kağıtlara kabartma baskı tekniği ile basılmıştır.
Bu emisyon grubundaki banknotlar 1 Kasım 1928 Harf Devrimi?nden önce bastırıldığı için ana metinleri eski yazı Türkçe, kupür değerleri ise Fransızca olarak yazılmıştır.
İlk türkiye Cumhuriyeti banknotları olan Birinci Emisyon Grubu banknotlar 5 Aralık 1927 tarihinde dolaşıma çıkarılmıştır. Tedavülde bulunan mevcut evrak-ı nakdiyeler ise, 4 Aralık 1927 tarihinden itibaren dolaşımdan çekilerek 4 Eylül 1928 tarihinde değerlerini yitirmiştir.
türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Kuruluşu

Cumhuriyet Yönetiminin, banknot ihracı imtiyazının, kurulacak bir milli bankaya verilmesi konusundaki kararlılığı çerçevesinde, türkiye Büyük Millet Meclisi’nce 11 Haziran 1930 tarih ve 1715 sayılı Kanun ile türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kurulması kabul edilmiştir. Banka, gerekli hazırlıklar tamamlanarak 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçirilmiş ve banknot ihracı imtiyazı münhasıran Merkez Bankası?na verilmiştir.

2) İkinci Emisyon (E2) Grubu Banknotlar
türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kurulduktan sonra, harf devriminden önce basılan eski yazılı banknotlar, latin alfabesi ile basılmış yeni banknotlarla değiştirilmiştir.
Latin alfabesi ile hazırlanmış yeni banknotlar, 50 Kuruş, 1, 21/2, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık olmak üzere 9 farklı değerde ve 11 tertipten oluşmuştur. Sözkonusu banknotlardan 50 Kuruşluk Almanya?da, diğerleri ise İngiltere?de bastırılmıştır.
türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından dolaşıma ilk çıkarılan banknot olan 5 Türk Liralık banknotu da içeren İkinci Emisyon Grubu banknotlar, 1937-1944 yılları arasında tedavüle çıkarılmıştır.
İkinci Emisyon Grubu içinde hem Atatürk, hem de İnönü portreli banknotlar yer almaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında tedavüle verilmeyen banknotlar

Bu emisyon grubu içinde İngiltere?de bastırılan ancak, İkinci Dünya Savaşı sırasında banknotları türkiye getiren geminin Pire Limanında hücuma uğrayıp batması sonucunda denize dökülen İnönü resimli 50 Kuruşluk ve 100 Türk Liralık banknotlar ile yine İngiltere?de bastırılan ancak, Londra?daki bir hava hücumu sırasında basıldığı matbaa zarar gören 50 Türk Liralık banknotlar dolaşıma verilmemiştir.

3) Üçüncü Emisyon (E3) Grubu Banknotlar
Tamamı İnönü portreli olarak bastırılan Üçüncü Emisyon Grubu banknotlar, 1942-1947 yılları arasında dolaşıma çıkarılmış olup, 21/2, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık kupürlerden oluşan 6 farklı değerde, 7 tertip olarak İngiltere, Almanya ve Amerika?da bastırılmıştır.

4) Dördüncü Emisyon (E4) Grubu Banknotlar
Yedi emisyon grubu içinde en az farklı değerde banknotu ve tertibi bulunan Dördüncü Emisyon Grubu banknotlar 10 ve 100 Türk Liralık kupürlerden oluşan 2 farklı değerde, 3 tertip olarak Amerika Birleşik Devletleri?nde bastırılmıştır. 1947 ve 1948 yıllarında dolaşıma çıkarılan bu emisyon grubu banknotların tamamı İnönü portreli olarak bastırılmıştır.

5) Beşinci Emisyon (E5) Grubu Banknotlar
Beşinci Emisyon Grubu banknotlar, 21/2, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık kupürlerden oluşan 7 farklı değerde, 32 tertip olarak basılmış ve 1951-1971 yılları arasında dolaşıma çıkarılmıştır.
Ülkemizde bir Banknot Matbaası kurulması çalışmalarına 1930?lu yılların sonlarına doğru başlanmış ancak, İkinci Dünya Savaşı?nın başlaması ile bu çalışmalara devam edilememiştir. 1951 yılında yeniden başlatılan Banknot Matbaası kurma işi 1958 yılında tamamlanmış ve aynı yıl banknot basımına başlanmıştır.
Beşinci Emisyon Grubu banknotların bir kısmı İngiltere?de, bir kısmı da ülkemizde basılmıştır. Halk arasında ?Mor Binlik? olarak adlandırılan 1.000 Türk Liralık banknot da bu emisyon grubu içinde yer almaktadır.
Dolaşıma verilen banknotlar 1958 yılında Banknot Matbaası kuruluncaya kadar Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere veya Almanya’da bastırılmış olup, Banknot Matbaası?nda basılan ilk banknot Beşinci Emisyon Grubu III. Tertip 100 Türk Liralık banknottur.

6) Altıncı Emisyon (E6) Grubu Banknotlar
Altıncı Emisyon Grubu banknotlar 5, 10, 20, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık olmak üzere 7 farklı değerde, 18 tertipten oluşmakta olup, 1966-1983 yılları arasında dolaşıma çıkarılmıştır. Bu banknotlardan I. Tertip 20 Türk Lirası İngiltere?de, diğerleri ise türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banknot Matbaası?nda basılmıştır.

7) Yedinci Emisyon (E7) Grubu Banknotlar
1979 yılından itibaren dolaşıma verilmeye başlanan Yedinci Emisyon Grubu banknotlar 2002 yılı itibariyle; 10, 100, 500, 1.000, 5.000, 10.000, 20.000, 50.000, 100.000, 250.000, 500.000, 1.000.000, 5.000.000, 10.000.000 ve 20.000.000 Türk Liralık olmak üzere 15 farklı değerde, 36 tertipten oluşmakta olup, banknotların tamamı türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banknot Matbaası?nda basılmıştır.
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar 7 emisyon grubunda 21 farklı değerde, 114 tertip banknot bastırılıp dolaşıma çıkarılmıştır. İlk altı emisyon grubundaki banknotların tamamı ile yedinci emisyon grubundaki banknotların bir kısmı değişik tarihlerde dolaşımdan kaldırılmış ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin sonunda değerlerini yitirmişlerdir. Halen dolaşımda bulunan banknotlarımızın tamamı yedinci emisyon grubuna aittir.
Faaliyete geçtiği 1958 yılından bu yana banknotlarımızın basımını sürdüren Banknot Matbaası, uzun bir deneyim süreci gerektiren banknot üretiminin orijinal kompozisyon ve kalıplarını da çağdaş standartlarda yapacak düzeye gelmiş ve dünya standartlarındaki 1.000.000, 5.000.000, 10.000.000 ve 20.000.000 Türk Liralık banknotlarımızın her türlü tasarım, kalıp ve baskı işlemlerini tamamen kendi kadro ve donanım olanakları içinde başarıyla gerçekleştirmiştir.

Fenomen Nedir?

Ekim 26, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Genel Kültür 
Çogumuzun belkide duyduğu”Fenomen ” kelimesi

Fenomen (Fransızca: fenomen (phénomène). Türkçe karşılık olarak “görüngü” kelimesi önerilmektedir. Belirli bir şekilde görünür olayları belirtmek için kullanılan, türkcede de olay anlamında günlük dilde kullanılan kelime.

Olağan olmak ya da olmamak fenomenin fenomen olması belirlemez. Buna bağlı olarak olağanüstü bir fenomenden de, olağan bir fenomenden de bahsedilebilinir.
Günümüzde şaşırtan sosyolojik anlamda fenomen sayılmakta, başka bir yöndense ilgi çeken haber konularına fenomen şeklinde yaklaşılmaktadır. Bu anlamda kullanılan terimin açık ve genel geçerli bir tanımı var görünmemektedir.

Genel anlamda duyularla ve duyu yoluyla algılanan her şey için kullanılmaktadır. Felsefi anlamda ise daha kompleks anlam katmanları içeren bir terim olarak kullanılır; gerçek varlıktan ve mutlak görüntüden ayırt edilen bir kavramdır.

Platon, fenomenler dünyasını gerçek dünyanın bir yansısı, yani akılla bilinen reel dünyanın bir görüntüsü olarak almıştır. Kant’ta olanaklı deneyin koşullarıyla ilişkili olan her şey fenomen olarak ele alınmıştır.
Felsefede somut, algılanabilir ve denenebilir olay ve nesne demektir.

Bir nesne, olay ya da sürecin nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifadedir.
Edmund Husserl fenomen kavramını tam tersi olarak tanımlar. Husserl’e göre fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değil, tersine nesnelerin özüdür.

Radyografi ve Radyoskopi

Ekim 26, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Genel Kültür 
X ışınlarının yararlı uygulamaları.

1895 yılında Alman bilgini Wilhelm Röntgen tarafından keşfedilen X ışınları, ışık dalgalarından daha kısa olan elektromagnetik dalgalardır. Göze görünmeyen bu ışınlar, fotoğraf levhalarını etkileyebilir ve nesnelerin içinden geçerek onların yapısını or*taya koyabilir. Bu nedenle X ışınları bugün sanayide ve tıpta geniş ölçü*de kullanılır.

GÖRÜNMEYENİ GÖRMEK

X ışınlarından yararlanma ilkesi nispeten basittir. Çok yoğun bir ışın demeti incelenecek nesneye yöneltilir; ışınlar karşılaştıkları bölgelerin kalınlığına ve yoğunluğuna göre, nesneden az veya çok geçer. Nesnenin öte tarafından çıkan ışınlar bir fotoğraf filmini (radyografi) veya flüor*ışıl bir ekranı etkileyerek (radyoskopi) görüntü sağlar.

Sanayide radyografi madenlerin yapısının incelenmesine ve fabrikadan çıkan eşyadaki en ufak kusurların yakalanmasına olanak verir. Bazı müze laboratuvarlarında tabloların ekspertizinde de kullanılır.

ASIL FAYDA TIP ALANINDA

X ışınlarının tıpta kullanılması (radyoloji), bazı hastalıkların teşhisini ve organizma içindeki berelerin araştırılmasını geniş ölçüde kolaylaştırır. Radyografi sayesinde organ*lardaki ve kemiklerdeki anormallikler (verem, kalpte biçim bozukluğu, kanser, zatülcenp, omurga çarpıklığı) saptanabilir. Radyoskopi solunum hareketlerinin izlenmesine ve öksü*rüğün etkisiyle akciğer dokusunda meydana gelen değişimlerin saptan*masına olanak verir.

Bununla birlikte, bütün bunlar, bir hastaya çok sık uygulanmaması gereken araştırma yöntemleridir, çünkü çok şiddetli dozda veya çok sık kullanıldığı takdirde bu ışınlar hasta için tehlikeli olabilir.

Cilt Bakımı

Ekim 26, 2009 by admin · Leave a Comment
Filed under: Kadın 
Azelaic Acid : Daha önceleri leke tedavilerinde kullanılan , son günlerde anti-seboroik madde olarak kullanılan organik asittir. Yağ ifrazatını azaltır ve dengeler.

Citric Acid : Asit oranını artırmak için kullanılan yumuşak organik asit .Kozmetikte laktik asite bir alternatif olarak kullanılmaktadır .

Lactic Acid : Asit oranını arttırmak için kullanılan yumuşak organik asit.

Aromatik sular : Suya batırılmış canlı bitkilerin buharla distilasyonu ile elde edilirler . Bu distile sular çok saf ve hoş kokuludurlar ve genelde tonik yapımında kullanılır. Kozmetikte en çok kullanılan bitkiler : hamamelis , karnabahar , gül , ıhlamur ve papatya .

Kayısı çekirdeği yağı : Kayısı çekirdeğini ezerek elde edilir . Kozmetikte çok kullanışlıdır çünkü renksiz, kokusuzdur . Yağın inceliği güzeldir . Yağa stimüle edici , hücre yenileyici ve koruyucu özellikler veren vitamin , fitosterol ve bitkisel hormonlardan çok zengindir.

AHA Alphahydroxyacid: Taze meyvelerden ekstre edilen meyve asitleridir. Düşük yoğunlukta , korneum tabakasının hücrelerinin şişmesini arttırarak nemlendirici etkisi vardır .Yüksek yoğunlukta , mimik çizgilerini azaltan yüzeysel soyma etkisi vardır .

Allantoin : Keratoplastik madde , yumuşatıcı , nemlendirici ve sakinleştiricidir .

Aloe Vera : Nemlendirici, sakinleştirici, kızarıklık giderici ve yumuşatıcı etkisi olan polisakkaridlerden oluşan özel jelin elde edildiği bitki türüdür . Nemlendirme etkisi çok kuvvetlidir.

Portakal esansiyel yağı : Çok yoğun ve hoş kokusu olan bitki ekstresi . Ksantein gibi özel maddelerin emilmesi kolaylaştırır.

Bentonit : Kendi ağırlığının iki misli su emme kapasitesi olan mineral kumlu kildir. Kozmetikte , temizleyici , yağ emici maske ve vücut peelinglerinin yapımında kullanılır.

Biotin veya Vitamin H : Hücre büyümesi için şart olan vitamindir . Escin ( at kestanesi ) ekstresinde çok yüksek yoğunlukta bulunur . Anti ödem ve damar sıkıştırıcı etkisi vardır. Seborroe vakkalarında belirgin biotin eksikliği gözlenmiştir.

Bisabolol : Papatyanın ekstresidir. Yumuşatıcı etkisi olan maddedir.

Caffein : Guarana , Mate , Cola ve kahvede var olan alkaloiddir . Yağ hücrelerinde yağ oluşumunu bloke edici özelliğinden dolayı kozmetikte kullanılmaktadır.

Marigold : Yumuşatıcı ve nemlendirici etkisi olan şekerlerin elde edildiği bitkidir.

Cinnamon : Tarçın Temizleyici , antiseptik , ve stimüle edici özellikleri olan esansiyel yağların elde edildiği bitkidir.

Kaolin : Matlaştırıcı , renk açıcı ve emici gücü olan mineral maddedir. Kozmetikte bu özelliğinden ötürü yüz ve vücut maske yapımında kullanılmaktadır.

Ceramid : Kolesterol ve yağ asitleri ile birleşerek , korneum tabakasının hücre bağlantılarını kuvvetlendiren böylece epidermisin nem kaybını önleyen “hücreler arası çimento” denilen karışımı meydana getirirler .

Salatalık : Renk açıcı , tazeleştirici . Canlandırıcı diriltici maskelerde daima kullanılmıştır .

Cypress : Ağır bacaklar , varisli damar gibi damar problemlerini tedavi eden ürünlerde kullanılan aktif maddeleri içeren bitki türüdür.

Cystine : Cilt yapılarının ve epidermik proteinin karakteristik amino asididir. Kozmetikte temiz olmayan , yağlı ve hassas cilt tedavilerinde kullanılır.

Collagen : Mekanik dayanak fonksiyonu olan bağ dokusunun fibroblast adındaki hücrelerin ürettiği en önemli proteindir.Nemlendirici ve elastikiyet arttırıcı etkisi vardır.

Sarmaşık :
Damarları koruyan , su tutulma ve selülit tedavilerinde kullanılan aktif madde ihtiva eden bitki türüdür.

Elastin : Nemlendirici , elastikiyet arttırıcı ve koruyucu özelliği olan dermis tabakası proteinidir.

Equisetum : Bağ dokusunu canlandıran ve mineral oranını arttıran özellikle potasyum ve silikon gibi minerallerden zengin bitki türüdür. Diüretik özelliği vardır . Cildin elastikiyetini etkiler , çatlak tedavilerinde çok iyi sonuç verir. Anti –selülit tedavilerinde en çok kullanılan aktif maddedir.

Yosun ekstresi : Hücre metabolizmasını stimüle eder , atıkların yok edilmesini hızlandırır , doğal organik fonksiyonları canlandırır .

Deniz çamuru : Organizmadan toksinlerin atılmasını sağlar , yağ bezlerinin aşırı salgılamasını dengeler , mineral oranı yükseltir.

Güneş filtreleri : Cildin yaşlanmasına ve güneş yanığına sebep olan mor ötesi ışınları söndürebilen maddelerdir.

Karnabahar : Nişastadan zengin bitki türüdür. Karnabahar ın öz suyu , özellikle kuru , narin ve hassas ciltleri canlandırmak ve yumuşatmak için kullanılır.

Fruktoz : Yüksek su tutma kapasitesi olan şekerdir . Cilt üzerinde yüksek nemlendirme etkisi olan bir film meydana getirir .

Royal Jelly : Kraliçe arıyı beslemek için arılar tarafından yapılan karışım . Canlandırıcı ve stimüle edici maddelerden zengindir.

Ginko Biloba : Periferik kan dolaşımını canlandırıcı etkisi olan madde ihtiva eden bitki türüdür .

Glycerin : Çok yüksek nemlendirici gücü , su tutucu özelliği olan maddedir.

Hamamelis : Bitki esansı . Hamamelisin distile suyunun yumuşatıcı , kızarıklık giderici etkisi vardır .

Organik iyot : Yosundan ekstre edilir. Hücre metabolizmasının doğal hızlandırıcısıdır . Kozmetikte yağ eritme özelliği için kullanılır .

At kestanesi : Escin maddesinin elde edildiği bitki türüdür . Escin : Anti ödem ve dolaşımı yavaşlatarak damarlar üzerinde etkilidir . Damar cidarları koruyucu , kırmızı cilt tedavisinde astrenjan ( gözenek sıkıştırıcı ) ve selülit tedavilerinde aktif madde olarak kullanılır .

Jojoba : Doymamış yağ asitlerinden zengin bitkisel yağdır . Epidermiste besleyici ve yumuşatıcı etkisi vardır . Hücre çeperinin elastikiyetini arttırır .

Lavanta : Canlandırıcı ve bakteri kovucu özelliği olan esansyel yağ.

Limon esansiyel yağı : Çok hoş kokusu olan bitkisel ekstre . Ksantin gibi maddelerin emilimini kolaylaştırır.

Amniotik sıvı : Nemlendirme ve besleyici özelliği olan biyolojik sıvı .

Liquorice : Bir bitki türüdür . Köklerinden sakinleştirici , yumuşatıcı ve kızarıklık giderici etkisi olan Gliceretik asit isimli bir aktif madde ekstre edilir .

Şerbetçiotu : Epitel dokusunda besleyici etkisi olan östrojenden zengin bitki türüdür . Kozmetikte göğüs toparlayan ürünlerin yapımında kullanılır .

Mallow : Nemlendirici ve tazeleştirici etkisi olan bir polisakkaridin elde edildiği bitki türüdür.

Badem : Nemlendirici bitkisel yağ , doymamış yağ asitlerinden zengin , cildin elastikiyetini arttıran etkisi vardır.

Lemon balm : Tonik , banyo ürünleri ve deterjan yapımında kullanılan bitki türüdür. Hoş ve yumuşatıcı etkisi vardır .

Nane : Koruyucu , aromatik , canlandırıcı ve tazeleştirici etkisi olan esansiyel yağlar içeren bitki türüdür .

Bilberry : Antosiandan zengin bitki türevidir. Damar koruyucu ve kapiller geçirgenliğini dengeleyici etkisi vardır. Yumuşatıcı özelliği içinde kullanılır.

NMF : Doğal nemlendirici faktör . Su tutan maddelerin karışımıdır : laktik asit , glutamat asit, urea , tuzlar , amino asitler, şekerler . Cildin en üst tabakası korneumun normal nemini muhafaza etmesini sağlar .

Eser elementler : Hücre enzimlerin yardımcılarıdır. Düzgün metabolik reaksiyonların gerçekleşebilmesi için varlıkları şarttır.

Buğday tanesi ve Avocado yağı : Besleyici hücre yenileyici ve nemlendirici etkisi olan doymamış yağ asitler içeren asil yağlardır .

Macadamia yağı : Avustralya bitki türü olan Macadamia cevizinden ekstre edilen yağdır Linoleik ve Linolenik asitlerden zengin (hücre çeperinin korunması için elzem olan 2 doymamış yağ asidi ) . Ayrıca cildi besleyen ve canlandıran etkisi de vardır.

Vazelin : Mineral kökenli yağ , kayganlık ve koruyucu özelliği için kullanılır.

Panthenol: B vitamin grubu , cildin yumuşaklığını arttırır , kızarıklık gidericidir , ve nemlendirir.

Orange pip : Acı portakaldan ekstre edilen parfüm bazı .

Maya proteini : Nemlendirici

Yosun protoplazması : Çeşitli yosun türünün hücre öz sıvısı . Mineral tuzlar , eser elementler,vitamin,bitkisel hormonlar,protein ve polisakkaridlerden zengindir.

Gül : Tannin ve nişasta türevlerinden zengin bitki türü . Distile gül suyu kozmetikte astrenjan ve yumuşatıcı etkisinden dolayı kullanılır.

Biberiye : Yara iyileştirici özelliği , periferik damar genişlemesi etkisi , stimüle edici ve temizleyici etkisinden dolayı kullanılır .

Butcher’s broom : Saponin maddesinden zengin bitki türevi . Mikro kan dolaşımı üzerinde damar koruyucu etkisi vardır , kapiller geçirgenliğini kolaylaştırır . Yumuşatıcıdır.

Ada çayı : Antiseptik , yara iyileştirici ve yumuşatıcı etkisi vardır.

Marine sediment ve Çamur : Deniz çamuru grubundan . Bitki ve hayvan planktonundan ve mikroyosundan zengin . Mineral oranı arttırırlar metabolizma atıkların drene edilmesinde etkilidirler.

Organik silikon : Silikon bağ dokusunu stimüle eder ve kıkırdak yenilenmesini kolaylaştırır.

Sorbitol : Yüksek su tutma özelliği olan , nemlendirici etkisinden dolayı kullanılır .

Theophyllin : Çay bitkisinden elde edilen ksantinic baz . Dermiste bulunan yağ hücrelerinde lipoliz ( yağ parçalama ) işlemini başlatan ve uzatma kabiliyetinden dolayı kullanılır .

Ihlamur ağacı : Bu ağacın çiçeklerinden , yumuşatıcı etkisi olan esansiyel yağ ve aromatik su elde edilir . Özellikle hassas ve kızarmaya meğilli ciltler için .

Kekik : Bu bitkiden temizleyici , anti mikrobik ve koku giderici özelliği olan bir esans elde edilir .

Verbena : Sakinleştirici ve stres giderici özelliği olan bir bitki türüdür . Kozmetikte kokusu için kullanılır .

Vitamin A : Yağda eriyen vitamin . Hücre çeperinin korunmasında çok önemli rolü vardır. Keratin sentezine katıldığı için epitel dokunun büyümesi ve gelişmesinde önemli rol oynar .

Vitamin C : Suda eriyen atioksidan vitamin . kılcal damar cidarlarını koruyucu etkisi vardır , dermiste kollajen sentezinde katılır .

Vitamin E : Doğal antioksidan , Hücre çeperini serbest radikaller , peroksid etkenler ve mor ötesi ışınların hücumundan korur .

Vitamin F : Oleik , Linoleik ve Linolenik asit olan doymamış yağ asitlerin karışımıdır . Cilt dokusunu besler ve korur .

Sonraki Sayfa »